Ana Sayfa Kültür 10 Ekim 2021

Fikretler’in soyu tükeniyor

Seray ŞAHİNLER – “İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelerle ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce ondan uzaktakiler bir şey duymaz.” Abdülhak Şinasi Hisar “Fahim Bey ve Biz”de bu sözlerle anlatır insanın uçsuz bucaksız dünyasını. Özellikle naif bir yalnızlığa sahip, düşünceli, yalnız, kırılgan insanların hayatından izler taşır bu sözler.

Emre Kayiş, ilk filmi “Anadolu Leoparı”nda böyle bir karakterin hikâyesini ele alıyor: 22 yıldır Ankara’daki hayvanat bahçesinin müdürlüğünü yapan Fikret (Uğur Polat), yalnız başına yaşamaktadır. Bahçenin kapatılıp, parka dönüştürülme projesi gündeme gelir. Fikret’e göre bunu engelleyebilecek şey ise soyu tükenmenin eşiğinde olduğu için koruma altında tutulan Anadolu Leoparı’nın halen hayatta olmasıdır.

46.Toronto Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan, Türkiye prömiyerini 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yapan “Anadolu Leoparı” nostaljik bir tutunamayanlar öyküsü. Soyu tükenmekte olan leoparla, bugün “Öyle insanlar kaldı mı?” diyebileceğimiz Fikret’in serüveni kesişerek bir “tutunamayanlar” tablosu sunuyor. Yönetmenin “zamansız” dediği, 90’larda geçtiğini düşündüren film, leoparın akıbetiyle Fikret’in varlığını birbirine bağlayarak, toplumun, bireyin, bürokrasinin, sevginin, yalnızlığın, iletişimsizliğin çıkmazlarına gönderme yapıyor. Filmi Uğur Polat ve Emre Kayiş ile konuştuk…

Fikret, yalnız ve hüzünlü bir karakter. Anadolu Leoparı’yla da metaforik bir ilişkisi var. Nedir Fikret’in meselesi?

Anadolu Leoparı nesli tükenen bir hayvan. Bu metafordan hareketle Fikret’in de nesli tükeniyor artık. Onun gibi insanlar kalmıyor. Fikret, 78 kuşağı, benim de Ankara’da yaşadığım dönem. Aslında kaybeden biri. Çok büyük ideallerle hayata başlamış ama tutunamamış. Çalıştığı Hayvanat Bahçesi özelleştiriliyor. Buna isyan ediyor. Ama hep kırılmış, hep kırmışlar onu. Yalnız ve evet, mutsuz. Leoparla birlikte onda bir kıvılcım uyanıyor. Leoparın şahsında bütün hayvanat bahçesini kurtarmaya çalışan bir Don Kişot. Tabii bunu becerebilmesi çok mümkün değil. Üstelik bir devlet memuru, kendini ifade edemiyor. Herhangi bir fiziksel protestoda bulunamıyor. Hayatında bir serüven başlıyor fakat yine tutunamıyor.

Fikret aslında, leoparla birlikte bugün de çok belirgin bir şekilde yaşadığımız birey-toplum ilişkisindeki çıkmazı üstleniyor gibi.Bu çıkmaz neden sizce?

Çünkü toplum bir bizatihi çıkmaz içinde. Fikret de bu toplumun bir bireyi olduğu için onun da çabası bir yere ulaşmıyor maalesef. Ben senaryoyu okuduğumda Fikret’i çok sevdim. Çok iyi bir insan, rolden değil karakterden bahsediyorum. Onun mutsuzluğunu dert ettim. Benim çocukluğum da o hayvanat bahçesinde geçti. Mezun olduğum lisede babamın işi gereği çalıştığı yerde çekim yaptık. Herkes için çok nostaljik oldu.

Fikret naif ve kırılgan bir karakter. Herkesi seven, düşünceli. Fakat böyle insanlar ya görmezden geliniyor artık ya da yadırganıyor….

Evet, çok acı. Toplum çok başka bir yere gidiyor. Teknolojiyle, politik ve ekonomik krizlerle birlikte insanlar giderek daha bencil ve hoşgörüsüz olmaya başladı.. Film saygısız, sevgisiz, üretmeyen, rantçı bir topluma pencere tutuyor. Leopar eşittir Fikret aslında. Seyrettiğimiz filmlere, oyunlara, okduğumuz gazetelere, dostluklara, sohbetlere bir özlem bu film.

Siz Fikret’in dramaturjisini nasıl yaptınız?

Bir devlet memurusun ama bir doktorsun. Hekim olmanın varoluşu, hizmet yardım etmek, korumak, sevmek, kollamak… Bir devlet memuru olarak bunu nasıl yapabilirsin? Sadece bir leoparı tedavi etmekle değil elbette. Toplumu, beraberinde kendini tedavi etmek varken Fikret’in eli kolu bağlı, hiçbir şey yapamıyor. Bunu nasıl oynarım diye düşündüm. Çünkü ben de memurdum. Devlet Tiyatroları’ndan emekliyim. Bir sanatçı olarak kendimi ifade edemiyordum. Çünkü hemen cezalandırılırdık. Bunlara göndermeler var. Böyle nüanslarla bir film film oluyor.

‘Alegorik bir evren sunuyor’

“Anadolu Leoparı”nın öyküsü sizi nasıl çekti?

Soyu tükenmekte olan bir hayvan olduğuna dair bir şeyleri mutlaka okumuşumdur. Bir şekilde yine sadece bu koşullarda var olan, aynı sebeple soyu tükenmekte olan insanları benzeştiren bir metafor olarak düşündüm. Sonra da bir mikrokozmos olarak o leoparın bulunduğu hayvanat bahçesinin dönüştürülmeye çalıştığı parkın dönüşümü ve değişimine odaklandım. Daha komplike bir örgü olarak ortaya çıktı.

Biz bu tür eleştirileri daha çok bugünden yaparız fakat siz geçmişten yapıyorsunuz. Bu neden önemliydi?

Açıkçası zaman koymak istemedim. Başka birinin 80’ler olarak da görmesini istedim. Amacımız zamansızlaştırmak ve mekânsızlaştırmaktı. Orası hayali bir dünya. Benim Ankaram. Şu anda o hayvanat bahçesi de yok, tren de oradan geçmiyor. Kişisel olarak baktığımız yerin tarihine de yolculuk yaptırıyor.

Fikret mutsuz fakat neden mutsuz olduğunu bilmiyoruz. Gamze’yi tanıdıkça onun meselesini de çok kapatamadık. Bunları açık bırakmanın bir tercih olduğunu düşünüyorum.

Karakterlerin çok literal ve net açıklandığı filmleri pek sevmiyorum. Tabii ki izlediğimiz karakterlerin kim olduğuna dair hisse kapılmamız ve bunun da film boyunca bir gerçeklikle doğrulanması gerektiğini düşünüyorum. Geçmişe işaret etmeyi seviyorum. Böyle daha evrensel olduğunu düşünüyorum. Bu Korelilierin de anlayabileceği bir Fikret. Her şeyi kavramak o insanı kavramak olmuyor.

 

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Telif hakkı için haber@haberozel.com.tr adresine mail atın 24 ile 48 saat içerisinde haber sistemden kaldırılacaktır. www.haberozel.com.tr
Hazır Site by Uzman Tescil