Ana Sayfa Kültür 13 Ekim 2021

Mars’ı kolonileştirmek insan evrimini hızlandırabilir

Joshua Rapp Learn

Anlaşıldığı kadarıyla, insanlar tarafından Mars’taki haşin ve yabancı atmosferin (şayet başarabilirsek) kolonize edilmesi türümüzün evrimine hız katabilir. Teksas eyaletinin Houston kentinde bulunan Rice Üniversitesi’nde görevli evrimsel bir biyolog olan Scott Solomon, “Mars’ın doğasının ne kadar farklı olduğu hesaba katıldığında, güçlü bir doğal seçilim olmasını beklersiniz” diyor.

Mars, her iki gezegenin de yörünge konumuna bağlı olarak, Dünya’dan yaklaşık 55 milyon kilometre mesafede dönüyor ve biz Dünyalılar ona ulaşmadan önce bazı engelleri aşmak zorundayız. Fakat eğer Mars’a ulaşır ve daimi yerleşimcilerden oluşan bir koloni yaratırsak, kısmen daha yüksek radyasyon, daha düşük yerçekimi ve yaşam tarzındaki büyük değişiklikler gibi etkenler, insan bedeninde ana gezegenimizde gerçekleşenlerden çok daha süratli biçimde geniş çaplı evrimsel değişimlere neden olabilir.

UZAYDA KAYIP

Solomon başlangıçta biyolojiye giriş dersi verirken insanların nasıl daha fazla evrimleşebileceğine kafa yormaya başladı. Öğrencilerden, insanların hangi yollarla evrim geçirmeye devam edebileceklerini hayal etmelerini istedi ve bu soru, onu 2016 yılında yayınlanan kitabı Future Humans’a esin kaynağı olan bir tavşan deliğine götürdü.

Solomon’un çalışması, insanlığın Mars’ı sömürgeleştirmesinin yol açacağı varsayımsal evrimsel sonuçlara odaklanıyor. Bu girişimdeki belirleyici etkenlerden birisi, insanların yeni koşullara ne kadar çabuk uyum sağlayacağını büyük oranda etkileyecek olan kesin izolasyon seviyesidir. İnsanlar eğer Dünya’dan ve Mars’tan her bir ya da iki nesilde olacak biçimde, hızlı bir şekilde yer değiştirirlerse, Mars kolonisine yerleşen Dünya doğumlu insanların genleriyle beslenen yeni gen akışları kimi genetik mutasyonların etkilerini yavaşlatabilir. Bu esnada, Mars’ta çok farklı koşullara maruz kalmak da insan evriminin hızını artırabilir. Solomon, ”Doğru koşullar altında bu yüzlerce yıl alabilir” diyor.

Burada, Dünya’da yaşanan evrim, çoğu zaman bir türün aynı türe ait diğer topluluklardan binlerce yıl boyunca tam bir izolasyon halinde yaşamasına ihtiyaç duyar. Modern insanlar ve evrimsel atalarımız on binlerce yıl önce Dünya’ya dağılmaya başladığı sıralarda, topluluklar birçok nesil ve bazen binlerce yıl boyunca çeşitli yerlerde izolasyon altında yaşadı.

Bu esnada, belirli topluluklar yaşadıkları çevrenin koşullarıyla başa çıkmalarına yardımcı olacak özellikler geliştirdiler. Mesela, yüksek bölgelerde yaşayan insan grupları, böylesi aşırı koşullara sahip ortamlarda yaşamalarına yardım eden özellikler kazanmış olabilirler. Buna karşın, bu özelliklerin büyük kısmı yalnızca ‘plastisitedir’, yani bir türün gerçek bir evrim geçirmesinden ziyade çeşitli boyutlar, davranışlar ve şekiller alarak belirli bir çevreye uyum sağlama yeteneğidir. Solomon, modern insanın büyük çevresel farklılıklar yaşamasına karşın hiçbir zaman yeni türlere dönüşmemesi gerçeğinin de kanıtladığı üzere, “Fizyolojimizi ziyadesiyle büyük ölçüde farklı koşullara göre ayarlayabiliriz” diyor.

Öte yandan, Marslı insanların ekonomik, siyasal ya da başka türlü bir takım koşullar yüzünden Dünya’dan tamamen izole olmuş bir halde yaşayabilmesi de muhtemeldir. Öncelikle, Dünya ya da Mars’a has bazı hastalıklar ortaya çıkabilir ve bu durum seyahat yasaklarına yol açabilir.

MUTANT MARSLILAR

Mars’taki daha yoğun radyasyon, orada doğan insanlarda genetik mutasyon oranlarının yükselmesine neden olabilir. Ve insanların Mars’taki koşullarla daha iyi biçimde başa çıkmalarına yardımcı olan olumlu mutasyonlar gelecek nesiller tarafından miras alınabilir. Solomon, “Mutasyon oranının artması, doğal seçilime, çalışması için daha fazla malzeme sağlar” diyor.

Öte yandan, bu mutasyonlar rastgele de olabilir. Eğer bazı insanlar Mars’ta yaşayanlar ya da Dünya’daki ataları arasında aynı rastlantısal mutasyonları geliştirirse, bu durum kurucu bir etki gibi bir şeye yol açabilir. Mars’taki bir yerleşimin en başta görece küçük bir topluluktan meydana gelmesi muhtemeldir ve bu kurucuların paylaşabileceği herhangi bir özellik, orada gelecekte yaşanacak insani gelişme üzerinde orantısız bir etkiye neden olabilir: Bu, kısmen yüksek sayıda kızıl saçlı insanın ortaya çıkması kadar basit bir şey olabilir.

Bununla birlikte, Solomon, saç (ve hatta ten) renginde görülen kalıpların teknik olarak Marslıları yeni bir tür olarak nitelendirmeyeceğinin altını çiziyor. Yine de, Mars’taki ilk neslin dahi, diğer uyarlamalarla birlikte yabancı bir atmosferdeki yerçekimi farklılıkları yüzünden Dünyalılardan dikkate değer fiziksel farklılıklar geliştirmesi olası görünüyor. “Farklı görünebilir ve farklı davranabilirler” diyor: “Onları karşılaştıran insanların gözünde bariz olabilecek fiziksel farklılıklar barındırabilirler.”

DOĞAL SEÇİLİM

Evrim söz konusu olduğunda, en uyumlu olanın hayatta kalması kilit bir kavramdır. Fakat bu durum, insanları Mars yaşamına uygun hale getiren özelliklerin türünü öncelikle çevre koşullarının belirleyeceği anlamına gelmiyor. Bu farklılıklarda, boy açık bir etken gibi görünüyor; zira Mars’ta, Dünya’daki yerçekiminin sekizde üçü oranında bir yerçekimi mevcut.

Solomon, “Bilim kurgu, çoğu zaman Mars’tan gelen Marslıları ya da diğer uzaylıları uzun boylu, zayıf ve ince bir bedenle tasvir eder” diyor. Buna karşın, etki aslında tam aksi yönde de olabilir. Mesele şu ki, bu vücut biçimleri doğum esnasında kimi tehlikeler yaratabilir; çünkü doğum yapan ve zayıf iskeletlere sahip olan insanların leğen kemiği kırılabilir. Bu yüzden, doğal seçilim aslında daha sağlam kemiklere sahip, daha kısa boylu insanları tercih edebilir.

Bunun dışında, Mars’taki yüksek radyasyon seviyeleri, evrim bağlamında, nesiller boyunca ten rengi ya da görme gibi özellikleri doğrudan doğruya etkileyebilir. Bu zaten Dünya’da da yaşandı; örneğin melanin, ultraviyole ışınlarına karşı daha dirençlidir.

Solomon, “Belki de böylesi yüksek düzeydeki bir radyasyon karşısında, bu radyasyonla başa çıkmamıza yardımcı olacak yeni bir cilt pigmenti geliştirebiliriz” diyor ve potansiyel olarak kansere karşı dirençli genler geliştirebileceğimizi de sözlerine ekliyor: “Belki de kendi yeşil insanlarımıza sahip oluruz.”

Ayrıca, hangi şekillerde değişebileceğimize ilişkin bu özel fikirlerin yalnızca spekülasyon olduğunun altını çiziyor. Henüz, doğumun ya da bir bebeğin hayatta kalmasının ve gelişiminin uzay yaşamından nasıl etkilenebileceği gibi pek çok şeyi öğrenmemiz gerek.

KENDİ EVRİMSEL KADERİMİZİ TAYİN ETMEK

Mars’ta gelişecek kendine has kültürel geleneklerin de evrim üzerinde uzun vadeli bir etkisi olabilir. Mesela, nesiller boyunca farklı beslenme tarzları sürdürülürse, bu durum sindirim sistemimizin evrimini etkileyebilir.

Epigenetik* ya da davranış ve çevrenin gen tekrarı üzerindeki etkisi de insanların Kızıl Gezegen’de yaşayacağı evrim üzerinde bir rol oynayabilir. Buna karşın, Solomon, bu bilimsel alanın henüz çok ayrıntılı biçimde anlaşılmadığını ifade ediyor. Astronot ikizler olan Scott ve Mark Kelly hakkında NASA tarafından gerçekleştirilen araştırmaya atıfta bulunuyor. Kardeşlerden ilki uzayda bir yıl geçirdi, ikincisi ise Dünya’da kaldı. Yapılan analiz, Scott’ın genlerinde değişiklikler gerçekleştiğini ortaya çıkarsa da bu değişimlerin onu uzun vadede nasıl etkileyebileceği hâlâ belirsizliğini koruyor.

Fakat CRISPR gibi gen düzenleme araçlarında yaşanan büyük ilerlemelere dayanarak, Mars’taki insanların evrimin kaderini doğal seçilime bırakmaları gerekmeyebilir. Solomon, günümüzde, potansiyel Mars yerleşimcileriyle çalışacak araçlara sahip olduğumuzu dile getiriyor; ancak tam olarak neyin düzeltileceğini (ya da bunun nasıl yapılacağını) bilmiyoruz. Yine de bilim insanları Mars yolculuğu öncesinde ya da sonrasında insanların genlerini değiştirebilirler. Solomon, “Potansiyel olarak yola devam etmek ve bu değişiklikleri gerçekleştirmek, insanların Mars’ta hayatta kalabilmesi ve çevreye uyum sağlayabilmesi için güçlü bir araç olabilir” diyor.

*Epigenetik, biyolojide, DNA dizisindeki değişikliklerden kaynaklanmayan ama aynı zamanda ırsi olan gen ifadesi değişikliklerini inceleyen bilim dalıdır. Diğer bir deyişle, ırsi (kalıtımsal) olup genetik olmayan fenotipik varyasyonları incelemektedir. Bu değişiklikler hücreyi ya da organizmayı doğrudan etkilemez ve DNA dizisinde hiçbir değişiklik gerçekleşmez.


Yazının orijinali Astronomy sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

MKM’den 30. yıl konseri

MKM’den 30. yıl konseri

Telif hakkı için haber@haberozel.com.tr adresine mail atın 24 ile 48 saat içerisinde haber sistemden kaldırılacaktır. www.haberozel.com.tr
Hazır Site by Uzman Tescil