Ana Sayfa Sondakika 2 Ocak 2022

Türkleri en çok bu korkuttu! Kanını akıtmadan boğuyorlardı…

Fazilet Şenol / Milliyet.com.tr – Birçok dinde ve mitolojide yiyecek ile içeceklerin önemli bir yeri var. Kur’an’da geçen incir, zeytin ve hurma, Hristiyanlar için ekmek ve şarap, yenilmesi ve içilmesi yasak olan birçok yiyecek ve içecek kültürlerde ayrı bir yere sahip. Eski Türkler de inançları gereği bazı yemeklere büyük bir saygı ve önem göstermişler. Kastamonu Üniversitesi Arş. Gör. Dilara Eylül Koç, Türklerin dini ritüellerinde, kurban ve saçılarında (törenlerde baştan aşağı saçılan şeyler) hem bitkisel hem hayvansal ürünlerden hem de bitkisel ve hayvansal gıda karışımından meydana getirdikleri ürünlerden faydalandıklarını söyledi. Hayvansal gıdalar olarak genellikle süt ve süt ürünleri (kımız, yağ, süt kesiği, yoğurt vb.), bal ve at eti kullandıklarını belirten Koç, “Eski Türklerin dini ritüellerinde, eğlence ve törenlerinde, günlük yaşamlarında ortak olarak arakı, kımız, tarasun, begni (mayalanmış arpadan boza), camun, medus, çegen gibi içecekleri tüketitkleri görülüyor dedi.

‘ETİ VE SÜTÜ TÜKETİLMEZDİ’

Salamat, braga ve saba gibi içeceklerin daha çok dini ritüellerde görüldüğünü belirten Dilara Eylül Koç, ilkbaharda inek, kısrak ya da keçilerden ilk sağılmış temiz sütün kutsal ve şifalı olduğuna inanıldığını söyledi. İyi olan her şeyi yaratan Tanrı Ülgen’in yarattığı hayvanlardan biri olan atın Türkler tarafından kutsal kabul edildiğini söyleyen Koç, canlı kurban olarak seçilen at dahil olmak üzere diğer hayvanların da etinin ve sütünün tüketilmediğinin altını çizdi.

DEĞERLİ VE KUTSAL OLAN ÜRÜNLERİ SEÇİYORLARDI

Saçılarda kavimlerin kendi kazandıkları mahsullerden seçtikleri en değerli ve kutsal olan ürünleri kullanmayı tercih ettiğini belirten Arş. Gör. Koç, kavimlerin yaşam tarzlarına göre bu ürünlerin farklılık gösterdiğini söyleyerek şu örneği verdi:

“Örneğin göçebe bir hayat süren kavimler kımız, yağ ve sütü saçı olarak kullanırken, tarım ile uğraşan kavimler buğday ve darıya kutsallık atfedip saçı olarak kullandılar. Ayrıca ticaret ile uğraşan kavimlerin de para ve değerli eşyalara kutsallık atfederek onları saçı olarak sundular.”

DİNİ RİTÜELLERİNE TUZ, ET, TÜTÜN VE ALKOLLÜ İÇECEK GÖTÜRMEDİLER

Aynı zamanda Türkler dini ritüellerine tuz, et, tütün ve alkollü içecekler götürmüyorlardı. Bunun sebebini Kastamonu Üniversitesi Arş. Gör. Özge Çaylak Dönmez, eski Türklerin Gök Tanrı inanışını benimsediklerini ve o zamanda dini inançlar çerçevesinde hayat sürdürüldüğü için tütün ve alkollü içeceklerin tamamen yasak olduğunu söyleyerek açıkladı. “Burada dikkat edilmesi gereken nokta, farklı uygulamalarda et, tuz saygısızlık göstergesi olarak yasak iken diğerlerinde kutsal kabul ediliyordu” diyen Özge Çaylak Dönmez, “Eski Türkler kutsal ve şifalı kabul ettikleri kaynak suyu arjan suu olarak adlandırdılar ve bu sulara hastalıklarından kurtulmak için gidiyorlardı. Bu nedenle yanlarına kavrulmuş tahıl unu, tereyağı, çay ve kurutulmuş peynir götürüyorlardı. Tuz, et, tütün ve alkollü içecekler ise götürmezlerdi. Çünkü bunun kutsal mekânda yer alan iyelere saygısızlık olacağını düşünürlerdi” detayını paylaştı.

YERE DÜŞTÜKLERİNDE MERHAMET DİLEMEK İÇİN…

Ayrıca yer iyesine saygı göstermek amacıyla ‘Eğri Yumurtası’ töreni de yapılırdı. Bu törende sabahın ilk saatlerinde toprağa, ağaç kabuğundan yapılan kovadan ilk tohumla beraber buğdayların bereketli bir şekilde büyümesi dileğiyle pişmiş yumurtalar atıldığını söyleyen Dönmez, “Daha sonra bu yumurtalar çocuklar tarafından toplanıp yenilirdi. ‘Yer iyesi’ için de yumurtalardan birini toprağa gömerlerdi” dedi. Ayrıca bir kişinin yere düşüp bir yerini incittiğinde ‘yer iyesi’nden merhamet dilemek için düştüğü yere yağ, tuz, yumurta gibi yiyecekler attıklarını da ekledi.

‘KARŞILIK BEKLEDİLER’

Bu ritüellerin insanların korunması, huzurlu olması, dilek ve isteklerinin gerçekleşmesi ile yaşamlarına bolluk ve bereket getirmesi gibi nedenlerle yapıldığını söyleyen Dilara Eylül Koç, Türkler inandıkları mitolojik varlıklara insani özellikler atfetmişler, bunun sonucunda onlara yiyecek ve içecek sunmuşlar. Çünkü çoğu zaman kendilerini koruduklarına inandıkları iyelerin onlara yapacakları iyilik için bir karşılık beklediğini düşünmüşler. Eğer beklentileri karşılanmazsa iyelerin insanları cezalandırmak, onlara hastalık vb. belalar vermek şeklinde zarar vereceklerine inanıyorlardı diyerek bu ritüellerin neden yapıldığına dair açıklamalarda bulundu.

YİYECEK VE İÇECEKLER NEYİ TEMSİL EDİYORDU?

Eski Türkler için iyelerine, tanrılarına sundukları yiyecek ve içecekler neyi temsil ediyordu? “İyelere sundukları ve kutsal saydıkları yiyecek, içeceklerin herhangi bir şeyi temsil edip etmediğini söylemenin zor olduğuna vurgu yapan Dilara Eylül Koç, Çünkü Türklerin kutsallık atfettikleri ve inandıkları Tanrı ve ilahi ruhlara, günlük yaşamlarında yer verdikleri yiyecek ve içecekleri sundukları görülüyor. Yani kendilerinin tükettiği yiyecek ve içecekleri, inandıkları mitolojik varlıklara da sunuyorlardı. Ayrıca sunulan bu yiyecek ve içecekleri kutsal ve şifalı olarak düşünmeleri sebebiyle saçıdan arta kalanları dökmeyip kendilerinin tükettiği de biliniyor diye konuştu.

KOYUN VE BEYAZ KOÇU GÖK TANRI’YA SUNUYORLARDI

Türklerin kurban olarak sundukları hayvanların başında at, attan sonra koyun, en sonda da sığır geliyordu. Peki bu sıralamanın bir anlamı var mı? Bu hayvanlar neyi simgeliyor? Dilara Eylül koç bu soruya, “Bu sıralama aslında bu hayvanların Türklerin hayatında ne derece önemli olmalarıyla bağdaştırılabilir” diyerek cevap verdi. Bozkır bitki örtüsünde yaşayan Türkler için en önemli besin kaynağının at ve koyun etinin oluşturduğunu, ayrıca göçebe bir hayat sürdükleri için de at ve koyunu ön plana çıkarttıklarına vurgu yapan Koç, Eski Türk inanışında, koyun ve özellikle beyaz koç Gök Tanrı’ya sunulan kurbanlardır. Güç, kuvvet ve alpliği sembolize ederler diye konuştu.

‘DÜNYAYI TAŞIYAN HAYVAN’

On iki hayvanlı Türk takviminin ikinci ayı olan Ud’un bazı Türk boylarında farklılık göstererek sığır, boğa, öküz ve inek olarak karşımıza çıktığını söyleyen Dilara Eylül Koç, Buradan hareketle Eski Türklerde boğa veya öküzün destanlarda önemli bir yeri vardır. Güç, kudret ve yiğitliğin sembolüdür ve kahramanlıkla özdeştirilir. Ayrıca Türklerde dünyayı taşıyan hayvan olarak kabul edilir. Bu nedenle Türklerde boğa dünyayla eş değer tutulur. Dolayısıyla yer ile ilişkili bir hayvan olduğunu söylemek mümkün ifadelerini kullandı.

‘AT ÖLÜMÜN SİMGESİYDİ’

Eski Türklerde at ile gökyüzü arasında bir bağlantı olduğuna inanıldığını söyleyen Arş. Gör. Koç, atın Gök tanrıyı simgelediğini söyledi. Şamanların gökyüzüne atla çıktığını ve yine atla yeraltına ya da öteki dünyaya geçebildiğini, bu yüzden atın ölümün de simgesi olduğunun altını çizdi. “Türklere savaşta sağladıkları faydalar nedeniyle de kuvvet ve kudretin simgesi olduğunu da söylemek mümkün” diyen Dilara Eylül Koç, aynı zamanda at sürülerinin zenginlik ifadesi olarak görüldüğünü de ekledi.

‘KANDA RUHUN BULUNDUĞUNA İNANIYORLARDI’

Eski Türkler, kutsal olarak gördükleri ve bazı kavimlerinde en önemli tanrısı olan Gök Tanrılarına sundukları at, koyun, sığır ve koç kurbanlarının kanlarını akıtmadan boğarak öldürüyorlardı. Bunun sebebini Arş. Gör. Özge Çaylak Dönmez, “Türkler, gök ve göğün kutsallığında kendini gösteren diğer ruhlar için kurban verirken kurbanlık hayvanın bir damla kanının yere akmamasına büyük özen gösterirlerdi. Türkler kanda ruhun bulunduğuna inandıkları için kanı akıtmak istemezlerdi. Kan ruhla özdeş ve ruhun evi sayılırdı. Ayrıca ‘Kurbanın akan kanı yere düşmeden Allah katında yüksek bir makama ulaşır’ düşüncesi bulunmaktaydı. Bunlara ek olarak kurbanın kanı akıtılmadığında kurbanın (makbuliyet) kabul edilmişlik derecesinin arttığını düşünüyorlardı” diyerek açıkladı.

Telif hakkı için haber@haberozel.com.tr adresine mail atın 24 ile 48 saat içerisinde haber sistemden kaldırılacaktır. www.haberozel.com.tr
Hazır Site apk Uzman Tescil